Ana Sayfa 2006 'BİLGİ' İzlenimler Alper Can'ın gözünden Felsefeye Yolculuk

Ziyaretçilerimiz

1 Mayıs 2008'den itibaren
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün44
mod_vvisit_counterBu hafta390
mod_vvisit_counterBu ay1646
mod_vvisit_counterToplam12557


Site Yöneticisi
Tasarım MNR

Pardus kullanır

Pardus... Özgürlük İçin...

Alper Can'ın gözünden Felsefeye Yolculuk PDF Yazdır ePosta
Alper CAN tarafından yazıldı   
30 haziran 2006 saat 22:15 de Fethiye otobüsünde olacağımız bilgisi verilmişti bize, bunun üzerine yaptık tüm hazırlığımızı. Gel gör ki anılan anda otobüste değildik. Bu nasıl bir bilgiydi ki realite ile uyuşmamıştı?

Organizasyon komitesinin bu ilk yanlışından sonra acaba şüpheci bir tavır mı takınmalıydık onlara karşı? İlk söyledikleri doğru çıkmamıştı, bundan sonraki söyledikleri de yanlış çıkabilir miydi? Git gide tüm söylenenler şüphe etmeye mi varacaktı işin sonu? Daha yolun başındaydık ve böyle giderse kaosa girecektik. O yüzden olgular hakkında karar vermeyi askıya almanın en iyi çözüm olacağına karar verip epokhe uykusuna daldık.

Gecenin bir vakti gözümü karnımın guruldaması ile açtım. Midemden gelen sinyal aç olduğumu söylüyordu. İşte bu bilgiden şüphe etmezdim, zira bedenimde hissediyordum doğruluğunu. Fakat yanımdaki arkadaşım “nasıl acıkmış olabilirsin ki, daha bir saat önce bir şeyler yemiştin” deyince abandone oldum. Benim doğruluğundan kuşku duymayacağım yargılar bir başkası için şüphe konusu olabiliyordu. Rahatı kaçmış ağaç gibi hissettim kendimi. Nereden çıkmıştım bu ‘bilgi’ yolcululuğuna? Daha önceden ne güzel kendi inançlarım, kendi doğrularım vardı. Oysa şimdi etrafımdaki herkes bir soru işareti daha ekliyordu zihin torbama. Guruldamalarım artınca arkadaşıma bir tebessüm fırlattım ve dışarı çıkarak Varan dinlenme tesisinin çorbalarına daldım.

Yat şirketi saat 10’da yatlara yerleşeceğimizi söylemişti. Saat 10:30’u geçtiği halde bu bilgi de daha doğrulanmamıştı. Zaten karışık olan kafama bir soru daha düştü bu anda. Size doğru bilgi vermeyen birine karşı hangi davranışın en doğru olacağına nasıl karar verebilirdik? En doğru davranışın ne olduğunu bilebilsek bile onu uygulayabilir miydik? Bilmek ile uygulamak sancak tarafından bağlanabilir miydi birbirine halatla? Yok eğer birbirlerine gevşek bir bağla bağlı ise bilmek ile uygulamak, o zaman bir dalga çıktığında kopar mıydı bu bağ? Keşke bizim teknenin kaptanı Murat kaptanın yerinde olsam diye düşündüm. Attığı gemici düğümünün kopmayacağından büyük bir huzur ile emin olabiliyordu. Ben ise bağlasam mı bağlamasam mı, gevşek bağlarsam ne olur, koparsa ne olur girdabında kaybetmiştim kendimi.

Ayaklarımın sağlam yere bastığı karada çözememiştim bu soruları. Şimdi ayağımın altı kaygan ve oynak deniz idi. Belki zihnim burada daha iyi çalışır, ya da sezgilerim açılır diye avuttum kendimi. Rüzgar tenime vurdu, güneş yaktı, tuz kavurdu. Yılın 362 gününü karada, 3 gününü de denizde geçiren birinin zihninin daha iyi çalışması pek düşünülemezdi. Geriye kala kala sezgilerim kalıyordu. Teknenin en önüne bağdaş kurarak oturdum. Sağımdan solumdan günü birlik tekneler geçiyordu. Kıvrak oyun havaları eşliğinde dans eden sürü insanları vardı bu teknelerde. İçimden gülümsedim, sizi gidi “deve” insanlar dedim onlara. ”Daha gidecek çok yolunuz var”.

Bir süre bu konumda kaldım. Manzara sürekli değişiyordu. Yol kat etmek iyi gelmişti bana. Artık yoldaydım ve geri döndüğümde değişmiş ve gelişmiş olacaktım. Ben artık baştaki ben değildim. Teknemiz bir koya demirledi. Güneş battı, yıldızlar belirginleşti. Konumumu bozmuyordum. Midemden açlık sinyalleri geldi, dikkate almadım. Üzerime çiğ yağdı, gülümsedim. Gözlerim kapanmaya başladı, kürdanla açık tuttum onları. Derken sabaha doğru bir an, yarı kendimden geçmiş otururken, bir martı gelip kondu yanıma. Tanıdım onu, Jonathan’dı bu. Gülümsüyordu bana. Konuşmadık onunla ama nasıl oldu bilmiyorum, anlaştık. Evet zordur “amoral insan” olmak dedik, içinde olduğu toplumun değerleriyle değil kendi değerlerine göre eylemde bulunmak yorar insanı dedik. Fakat her zorlukta bir güzellik gizlidir, zorlanırsın, canın çıkar. Ama sabahın ilk ışıklarında, o tatlı serinlikte, denizle göğün ahenkli bir tablo oluşturduğu o biricik anda sen ancak bir martıyla anlaşmanın tadını alabilir, onaylanma duygusunun verdiği huzurla gülümseyebilirsin, vakur, sade.

Dt. Alper Can
1 - 4 Temmuz 2006
Felsefeye Yolculuk - Fethiye