| Felsefeye Yolculuk 2005 'VARLIK' İzlenimler |
|
|
|
|
Bence birlikten heyecan doğar. Bir etkinliği 3 kişi yapmakla 30 kişi yapmak arasında psikolojik olarak çok ciddi bir fark oluşur. Sinerji denen şey bu olsa gerek. Felsefe etkinliğine gitmek üzere o temmuz akşamı terminalde toplandığımızda henüz bu sinerji içimize işlememişti. Ne de olsa tekne bizi bekliyordu ve ertesi sabah orada olmalıydık. Otobüs firmasıyla yaşadığımız bir sorunu grup psikolojisi içinde topluca çözümledik ve ilk zaferimizi kazanmış olarak otobüsteki yerimizi aldık. Siz hiç şehirler arası bir otobüste 30 kişilik bir grup olarak yolculuk ettiniz mi? Sanki tüm yolcular gruptanmış gibi kendinizi rahat hissediyorsunuz; rahatça gülüp şakalaşmalar, otobüste dolaşmalar, şoförün hatalı sollamalarına “hop n’oluyo yahu” lar… Ne zaman ki sabah oldu ve denizi gördük, o zaman tatil havasına geçtik. Grubun iki tekneye bölünmesi az da olsa bir “biz ve onlar” takımlaşması yarattı. Buna tekne personelinin farklı şirketlerden olması da eklenince karşılaştırma büyüdü ve “bizim kaptan daha usta yanaşıyor” ya da “bizde makarna çıktı ama onlar pirzola yiyor” şeklinde yorumlar baş gösterdi. Dört gün boyunca ikili-üçlü-beşli sohbetler, başka yerlerde eşine pek rastlanılmayacak turkuvaz rengi denizde balıkları seyretmek ve onlarla birlikte yüzmek, henüz bakirliğini yitirmemiş koylarda gök ve denizi sanki birleşmiş tek bir renk gibi görebilmek hepimizi adeta sarhoş etti. Etkinliğin en güzel yanlarından biri de geceleri güvertede uyumak oldu. Bol yıldızlı otelde battaniyeye sarınıp yatmak, yanındaki arkadaşınla fısıltı halinde sohbet etmek ancak yaşanınca anlaşılabilecek güzel fenomenler idi. Doğa güzel, ekip sıcak, karnımız da tok olunca iş felsefe yapmaya geldi. Bu açıdan çok şanslıydık çünkü aramızda bu işin erbabı hocalarımız vardı. Oturumların tümünden tat aldım ben. Özellikle Cengiz Hocanın konuşmasında geçen “günümüzdeki estetik ve kozmetik çılgınlık, çağımızın varlık anlayışındaki sakatlıktan doğmuştur” anlamındaki sözleri bence çok anlamlıydı. Grubun nabzına göre yürüyen anlatım bir yerden sonra diyaloğa dönüşüyor ve aklımızda merak ettiğimiz en küçük bir nokta kalmayıncaya dek sürüyordu. Felsefenin doğduğu topraklarda ve o insanların balık avladığı koylarda onların başlattığı konuşmaları devam ettirebilmek en güzel zevklerden biriydi. İlk günden öyle kaynaşmış bir topluluk olduk ki hemen ertesi yılın planlarını yapmaya başladık. ”Daha büyük tek bir tekne”, üstünde uzlaştığımız bir ayrıntı oldu. Ne de olsa Bursa’da yaşayan kara böcekleriydik. Birbirine çok benzeyen koyların arasında savrulup durduğumuz 4 günden sonra son gün otobüsün kalkış saati gelene dek gezdiğimiz Kayaköy’de sanki kara canlıları olarak kendimizi daha bir huzurlu hissettik. Bu sefer tüm koşullara hakimdik, ister gezer, ister dinlenir, istediğimizi yer içerdik. Bu etkinliğin usumda yer eden karesi çekilmiş bir fotoğraf olacak. Güneşin yeni battığı bir anda çekilen bu fotoğrafta deniz yüzeyinin rengi olgun bir mavi tondu. Bu mavi ton ile gün batımı hoş bir kontrast yaratıyordu. Bu kare insana gelip geçici bu fani alemde yaşadığımız süre içinde ele avuca gelir bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiriyordu. Biz bu gezide hem eğlendik, hem sıcak ve değerli insanlar tanıdık, hem de usumuzun kestiğince ciddi lakırdılar ettik. Bu laflar sudaki izler gibi olabilir, ama olsun; bizim çok hoşumuza gitti. Dt. Alper Can |












