| Dr. Ogün ÜREK - NIETZSCHE’NİN BİLGİ ANLAYIŞI: BİLGİ-YAŞAM İLİŞKİSİ |
|
|
|
|
VI. Oturum
başarıları çok abartılan doğa bilimlerine öykünüyordu. Felsefe artık problemler yerine kendi kendisini didikliyor, ya da psikoloji gibi yeni ortaya çıkan disiplinlerinde, doğa bilimlerinin deneysel yöntemlerine öykünüyordu. Bir yandan yanlış bir tarihsellik bilinci olan “tarihsellik”, öte yandan pragmatizm dalgası her şeyi görecelileştiriyor; ve varlık alanlarının özelliklerini gözden kaçıran soyut yöntem araştırmaları, felsefenin doğa bilimlerine öykünmesine neden oluyordu. Bu tıkanıklığı ve yanlış yönelmeyi ilk kez Husserl “fenomenlere, şeylere dönmeli” demekle felsefeye yepyeni ve bağımsız bir araştırma alanını “öz alanını” göstererek fenomenolojisiyle aşmaya çalışır. Gerçi Husserl kalkış noktasına sadık kalmaz, fenomenlere bağlı kalacağına, bir idealizme, immanens felsefeye saplanır. *** Felsefe tarihinde insan, Nietzsche ile bir düşünürün ana araştırma problemi ve hareket noktası oluyor; diğer bütün problemler insana göre, yaşayan insana göre, yaşamla doğrudan doğruya olan ilgileri bakımından kavramaya ve değerlendirilmeye çalışılıyor. Bir düşünürün hareket noktası doğrudan doğruya yaşayan insan olunca, o düşünür “sistemci” bir filozof ya da klasik anlamda bir filozof olmaz. *** Felsefe tarihinde filozofların bilginin olanağına ilişkin söylediklerine bakıldığında, bu söylenenleri üç başlık altında toplamanın olanaklı olduğu görülür. Bir yandan kesin bilginin olanağını kabul edenler. Örneğin Platon, Descartes, Kant gibi felsefe tarihinin büyük filozofları. Diğer yandan sofistler gibi kesin bilginin olanağını reddeden filozoflar. Son olarak da kesin bilginin olanaklılığını reddetmekle birlikte, kesinlik ile doğruluğu birbirinden ayıran ve doğru bilgiyi olanaklı gören filozoflar. Örneğin 20.yüzyıl filozofu Popper ve Nietzsche gibi. *** DİPNOTLAR: [2] Burada sürüyü, ya da insanın bir sürü insanı olmasını belirleyen şey, bu insanın bir toplumda ve kültürde kötü olarak görülüp görülmemesi değildir. Toplumun ya da kültürün bir insanı iyi ya da kötü insan olarak değerlendirmesi, onu belirli bir ahlâksal değerlendirme biçimine göre değerlendirmesi anlamına gelir. Bu nedenle, Nietzsche sürü insanlarından söz ederken, bu insanları geçerlikte olan ahlâkın değerlendirme biçimine göre, yani iyi ve kötüyü belirleyen değer tablolarına göre belirlememektedir. Sürü insanı, Nietzsche’ye göre, geçerlikte olan ahlâkın iyi ve kötülerine göre değerlendirme yapan insandır. Sürü insanı için değerlerin değerlendirilmesi kendisinden önce yapılmış olduğundan, yani kendi önünde yapılması ve yapılmaması gereken şeyleri belirleyen değer tablosunu hazır bulduğundan, onun tek yapacağı şey bu ahlâksal değerlere kendini uydurmak, buna uymak için kendini yenmektir. Sürünün ahlâksal değerlendirmeleri, ahlâksal iyi ve kötüleri baş değer yapmak istemesinin ve kendisini buna uydurmaya çalışmasının arkasında, onun zayıf yapısından kaynaklı olarak, güçlü olanlara karşı güç kazanma içgüdüsü bulunur.
|


